5/5/2008 - PARANOYALAR PARANOYASI
Büyük bir hastalık geçiren insanlar, iyileşseler de en ufacık bir sorunda tekrar hastalık nüksedecekmiş gibi hissederler. Aslında bu tamamen psikolojiktir. Hastalık dönemi çekilen acılar, bilinçaltına yerleşmiştir ve her akla geldiğinde inanılmaz rahatsız edici bir hal alır.
Toplumların da hafızaları vardır ve bilinçaltı...
Bugün bizim milletin kurduğu sayısız paranoyaların; sanki her an bölünecek/her an yıkılacak/her an tarihe gömülecekmişiz gibi yakılan feryatların ve rahatsızlıkların; üst komşusunu yabancı istihbarata çalışıyormuş gibi hisseden/hissettiren insanların; rejimin yarın değişeceğini, güneydoğunun öbür gün elden gideceğini düşünenlerin var oluş nedeni işte o bilinçaltından dolayıdır.
Bilinçaltımıza Cumhuriyet kurulmadan önceki işgal dönemi işlemiş. Dev sıkıntılar, o büyük hastalıkâ?¦ Her an kuşatılacakmışız gibi hissediyoruz. Bilinçaltında da değil, her an aklımızda, beynimizi de kaplamış, bedenimizi de. Her gün acaba yarın ülkemizin başına ne felaket gelecek diye endişe ediyoruz. Hep olumsuzluk hep olumsuzluk, iyi gibi görünen olayların arkasında bile; ya yabancı istihbarat arıyoruz ya da bir hain.
Bütün gün herkes birbirine Amerika'yı anlatıyor, bazen Amerika'yı yönettiğini iddia ettiği İsrail'i anlatıyor ya da bunların hepsini yönettiğini iddia ettiği yuvarlak masa etrafındaki adamları bazen büyük küresel şirketleri, belki de George Soros'u, hiç bir şey olmazsa sebataycıları buluyor, bulamazsa da atıyor uygun gördüğü kişiyi sebataycı diye...
Türkiye elden gidecek diye üreten beyinler, ülkeyi koruma moduna geçiyor, senaryolar yazıyor, inanıyor, inandırıyor, üretemiyor. Tam aksine tüketiyor zamanı ve kendisini...
Ben bir dış güç olsaydım toplumu tam da bu hale sokardım. Korkak, her an tetikte, diken üzerinde...
Buyursunlar! Bu da benim paranoyam. Paranoyalar paranoyası. Bunu yabancılar yapıyor ve koskoca bir milletin beynini meşgul ediyor.
Bu Türkiye'nin en büyük problemi... Güvensizlik ortamı aldı başını gidiyor. İçeriye güven yok, dışarıya güven yok, siyasetçiye güven yok, askere güven yok, polise güven yok, komşuya güven yok; en önemlisi millete güven yok...
Ben milliyetçiyim/ulusalcıyım/demokratım ama bizim milletimiz cahil şeklindeki ibareleri söylemeyen siyasetçi/köşe yazarı/manken neredeyse piyasadan silinecek. Türk denince ''Biz Türk'üz diye övüneceksiniz, ondan sonra Avrupalılar bu toprakları elimizden alır, bizi kandırıyorlar bizim millet saftır'' diye yerineceksiniz. Bu, bu nedir bu?
Unutmadan! Bir de karamsarlık tribi var. Ah ahh ülke elden gitti diye bir el bacakta bir el alında Karadeniz'de gemiler batmış. Ya arkadaş! Korkma! İşgal oldu bir kere gönderdik, yine olur yine göndeririz. Büyük/güçlü/lider bir Türkiye mi istiyoruz? Karadeniz'de batan gemilerle olunmaz... Kendimize, ülkemize ve milletimize güveneceğiz. İşgal/rejim değişikliği/parçalanma korkusu farkında olmadan bizi ezik yapıyor, özgüvenimizi zedeliyor. Özgüveni olmayan bir insan ne kadar başarılı olabilir ki bir millet ya da bir devlet başarılı olsun.
Bu paranoyalara takılmadan, akıllıca ve güven içerisinde arzu ettiğimiz Türkiye'nin mimarları olacağız...
|