Yerel seçim kendini perdenin arkasından göstermeye başlamışken yavaş yavaş sloganlar da ortaya çıkmaya başladı. Aklımda en çok kalanlar evsizlere ev, işsizlere iş, metro yapacağız, teleferik yapacağız zaman zaman fabrika yapacağız, kıl yapacağız, yün yapacağız… Belediye başkanının metro yapmasını hani gözüm biraz alıyor da, bir belde belediye başkanın fabrika yapmasını pek gözümde canlandıramıyorum.
Yerel seçimlerde bizim millet genelde genel seçimlerle aynı zihniyette sandığa gider. O şeriatçı, bu dinsiz rakıcı, o kılcı bu tüycü… Genel seçimlerden farklı olarak belki bir de hemşericilik eklenmiştir. O Karslı, bu Gümüşhaneli, şu Erzurumlu… Çoğunlukla projeler önemsenmez , şehrin geleceğine dair fikirler konuşulmaz bile… Belki kahve ziyaretlerinde sizin mahallenin yollarını düzelteceğiz diye bir ayaküstü proje çizilir ama; bununla sınırlı kalır.
Bizim memleketin huyudur dünyayı geriden takip etmek… Çözüm dediklerimizde ya kopya çekip aynısını uygularız ya da biraz değiştirip biz bulduk diye şişinip dururuz. Ulaşım ve şehir planlama konusunda da genelde politik çözümler her siyasetçide hemen hemen aynıdır.
Yollar genişletilsin, katlı kavşaklar yapılsın, arabalar rahat etsin, büyük yatırımlar olsun. Büyük yatırımlar her politikacının ilgisini çeker. Neden diye soracak olursanız çok basit iki nedenle özetleyebilirim. Birincisi büyük yatırımların sonunda; bunu ben yaptım, Türkiye’ye ilk biz soktuk diyebilirler ve seçim arifelerinde büyük yatırımların seçmeni etkileyecek ihtişamlı duruşlarını kullanırlar, başarılı da olurlar. İkincisi ve daha önemlisi olarak nitelendirebileceğim de büyük yatırımlarda daha büyük paralar döner ve paranın hesap sorulabilirliği azalır…
Bazen idealist ekipler çıkar ama göz açıp kapatana kadar pasifize edilir. Ne kadar doğrudur bilemiyorum, geçtiğimiz günlerde vatan gazetesinde çıktı, yeni yapılacak tüp geçit projesi için İstanbul belediyesi imar müdürü, ‘olmaz, sakıncalıdır’ imzası atmış fakat merkezi otorite oldu bitti yapıp halledivermiş. Miş’ i, mış’ ı pek sevmem belgeyi gösterdikleri ve yalanlama olmadığı için söyleyesim geldi. Yoksa Sayın Kadir Topbaş iyi niyetli ve doğru stratejiler uygulayan bir yönetici…
Velhasıl biraz eskilere gitmek istiyorum, 29 Mayıs’a ama 1453’ teki… Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethettiği günlere… Sadece gemileri karadan yürüttüğü kısmını hatırlamanız yeterli, hemen bugüne dönüyoruz.
Artık dünya; kentlerinin yapılanmalarını araçlara göre değil, yayalara göre belirliyor. Her ne kadar ülkemizin değerli ulaştırma planlamacıları bunu defalarca zikretseler de çoğunlukla tribünlere oynaması gereken politikacılar bu gelişimi görmezden gelmek durumunda kalıyor.
Aşağıdaki ilk iki fotoğraf Kore Seul’un Cheonggyecheon bölgesine ait… Ülkemizdekileri çok da aratmayan bir ana yol upuzunca devam ediyorken birden Myung-Bak Lee adında bir belediye başkanı çıkıveriyor ve ne mi oluyor?
Fatih Sultan Mehmet Han’ın karadan gemileri yürüttüğü gibi adam yolun ortasından denizi geçiriveriyor. Çok pahallı ve şık görünen bu çalışma aslında sadece daha önce orada bulunan ve kurutulup dolguyla örtülen akarsuyun yeniden açığa çıkartılmasından başka bir şey değil… Aşağıdaki resimlere baktıktan sonra bence biraz düşünmemiz gerekiyor acaba Ülkemize/Şehrimize/Mahallemize/Köyümüze hangisi daha çok yakışır ilk iki resim mi yoksa diğerleri mi? Acaba önümüzdeki seçimlerde başkan adaylarımızdan hangisini talep etmeliyiz? Takdir sizindir!